
Samsun No Touch Lazer, miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının tedavisinde kullanılan, adından da anlaşılacağı üzere göze hiçbir cerrahi aletin veya cihazın temas etmediği, tamamen ışık hızındaki teknolojiyle yönetilen devrim niteliğinde bir refraktif cerrahi yöntemidir.
Geleneksel lazer operasyonlarında korneanın en üst tabakasının (epitel) cerrahi bir bıçakla kesilmesi veya alkol yardımıyla soyulması gerekirken; bu ileri düzey yöntemde tüm işlem saniyeler içinde sadece lazer ışınları kullanılarak gerçekleştirilir.
Göze mekanik bir müdahalede bulunulmaması; enfeksiyon riskini, kornea zarında oluşabilecek kesi komplikasyonlarını ve ameliyat anındaki hasta stresini sıfıra indiren en güçlü medikal güvenlik kalkanıdır.
Gözlük ve kontakt lens bağımlılığını kalıcı olarak ortadan kaldıran bu işlem, hastanın anatomik yapısına saygı duyan, doku bütünlüğünü en üst düzeyde koruyan ve kanıta dayalı modern tıbbın geldiği en ileri noktalardan biridir.
Başarılı bir refraktif cerrahi, sadece excimer lazer cihazının kalitesine değil, aynı zamanda operasyon öncesinde yapılan o milimetrik kornea haritalandırma (topografi) analizlerine dayanır.
Her hastanın göz yapısı parmak izi kadar benzersiz olduğu için, lazer ışınlarının korneayı hangi derinlikte ve hangi açıyla şekillendireceği, tamamen kişiye özel bir algoritma ile hesaplanmalıdır.
Bu hesaplamalardaki en ufak bir sapma, gece görüşünde dağılmalara veya tedavinin eksik kalmasına yol açabileceği için sürecin deneyimli bir klinik otorite tarafından yürütülmesi hayati önem taşır.
Görme fonksiyonunuzu emanet ettiğiniz bu hassas süreçte, ileri lazer teknolojilerini derin oftalmolojik tecrübesiyle harmanlayarak hastalarına en güvenli ve konforlu ışık yolculuğunu sunan isimlerin başında ise Op. Dr. Özlem Beyazyıldız gelmektedir.
No Touch Lazer Nedir?
Tıp literatüründe “TransPRK” (Transepitelyal Fotorefraktif Keratektomi) olarak bilinen No Touch Lazer; korneanın en üstteki koruyucu tabakasının (epitel) ve altındaki stromanın tek bir aşamada, sadece bilgisayar kontrollü excimer lazer ışınları kullanılarak yeniden şekillendirildiği ileri düzey bir tedavi protokolüdür.
İşlem sırasında göze herhangi bir vakum halkası yerleştirilmez, doku kesilmez ve kornada “flap” adı verilen bir kapakçık oluşturulmaz.
Hasta sadece özel bir lazer cihazından gelen yeşil bir ışık noktasına odaklanır ve ortalama elli saniye gibi çok kısa bir süre içinde görme kusurunu yaratan anatomik kavis düzeltilir.
Bu temassız yapısı sayesinde, gözün biyomekanik direnci maksimum seviyede korunur ve işlem sonrası dışarıdan bakıldığında gözde herhangi bir ameliyat izi veya kesi hattı kesinlikle bulunmaz.
No Touch Lazer Kimler İçin Uygundur?
Bu yenilikçi tedavi, göz numarası son bir yıl içinde büyüme göstermemiş (stabil kalmış) ve on sekiz yaşını doldurmuş olan; miyopta on, hipermetropta dört ve astigmatta altı numaraya kadar kırma kusuru bulunan geniş bir hasta profili için son derece uygundur.
Geleneksel lazer yöntemlerinde (LASIK) korneadan bir kapakçık kaldırılması gerektiği için ince kornealı hastalar tedavi edilemezken; kapakçık oluşturmayan bu teknik, korneası ince veya dik olan hastalar için en güvenli ve çoğu zaman tek medikal alternatiftir.
Ayrıca flap (kapakçık) açılmadığı için ileride göze alınabilecek şiddetli darbelerde kapakçığın kayma veya yırtılma riski yoktur; bu sebeple boksörler, polisler, askerler veya ağır sporlarla ilgilenen kişiler için en ideal seçenektir.
Gözlerinizin bu ileri teknolojiye uygun olup olmadığı, donanımlı bir Samsun göz doktoru eşliğinde yapılacak olan kornea kalınlığı (pakimetri) ve gözyaşı kalitesi gibi detaylı ön muayene testleri sonucunda bilimsel bir kesinlikle belirlenmektedir.
No Touch Lazer Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler

Lazer masasına yatmadan önceki hazırlık süreci, göz yüzeyinin lazer ışınlarını en doğru şekilde kabul etmesi ve milimetrik ölçümlerin kusursuz yapılması adına hastanın büyük bir ciddiyetle uyması gereken kurallar bütünüdür.
Kontakt lens kullanımı korneanın doğal şeklini geçici olarak değiştirdiği için, operasyondan en az bir hafta önce yumuşak lenslerin, iki hafta önce ise sert lenslerin kullanımına kesinlikle son verilerek korneanın kendi orijinal formuna dönmesi sağlanmalıdır.
Ameliyat günü göz çevresine makyaj yapılmamalı, parfüm veya losyon gibi uçucu kimyasallar içeren kozmetik ürünler kullanılmamalıdır; zira bu maddeler lazer cihazının hassas optik ortamını ve ışın kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Ayrıca operasyon günü heyecanı yenmek ve rahatlamak amacıyla dahi olsa kesinlikle alkol tüketilmemeli, hekimin belirttiği saatte temiz bir yüz ve dinlenmiş bir zihinle kliniğe başvurulmalıdır.
No Touch Lazer Nasıl Yapılır?
No Touch Lazer operasyonu, hastanın anestezi veya iğne korkusunu tamamen ortadan kaldıran ve sadece anestezik göz damlaları kullanılarak göz yüzeyinin uyuşturulmasıyla başlayan son derece konforlu bir medikal süreçtir.
Damlanın etkisini göstermesinin ardından hasta özel lazer yatağına uzanır ve kendisinden sadece cihazın içindeki yeşil hedef ışığına odaklanması istenir.
Göz kapaklarının istemsizce kapanmasını engellemek için narin bir aparat yerleştirildikten sonra, ileri teknoloji excimer lazer cihazı devreye girerek göze hiçbir fiziksel temas olmadan, saniyeler içinde hem en üstteki epitel tabakasını buharlaştırır hem de altındaki stroma tabakasını milimetrik olarak yeniden şekillendirir.
İşlem sırasında “eye tracker” adı verilen özel bir göz takip sistemi aktif olduğu için, hasta gözünü istemsizce oynatsa bile cihaz saniyenin binde biri hızında kilitlenerek ışınları durdurur ve böylece sıfır hata prensibiyle çalışır.
Ortalama elli saniye süren bu kusursuz lazer atışlarının hemen ardından, iyileşme sürecini hızlandırmak ve göz yüzeyini dış etkenlerden korumak amacıyla göze şeffaf, numarasız bir bandaj kontakt lens yerleştirilerek her iki göz için toplamda beş dakikayı geçmeyen bu operasyon başarıyla sonlandırılır.
No Touch Lazer Hangi Göz Hastalıklarının Tedavisinde Kullanılır?
Bu ileri teknoloji lazer sistemi, gözün optik kırıcılık gücünü bozan ve kişinin gözlük veya kontakt lense bağımlı yaşamasına neden olan üç temel refraktif (kırma) hatanın tedavisinde yüksek bir başarı oranıyla uygulanmaktadır.
Korneanın normalden daha dik veya göz küresinin uzun olduğu ve uzağı görememe sorunu yaratan miyopi tedavisinde lazer, korneanın merkezini hassasça düzleştirerek ışığın doğrudan retinanın tam üzerine düşmesini sağlar.
Korneanın çok düz olduğu ve yakını görememe problemi yaşatan hipermetropi vakalarında ise lazer ışınları, korneanın çevresel dokularını şekillendirerek merkezini dikleştirir ve odak noktasını olması gereken kusursuz yere taşır.
Ayrıca korneanın pürüzsüz bir küre değil de yumurta gibi asimetrik bir kavise sahip olduğu, hem uzak hem de yakın görüşte gölgelenme, dağılma ve bulanıklık yaratan astigmatizm tedavisinde de bu sistem; yüzeydeki o düzensiz topografyayı tıraşlayarak pürüzsüz ve net bir görüş alanı inşa eder.
No Touch Lazer Hangi Hastalara Önerilmez?

Tıp biliminin en temel etik kuralı olan “önce zarar verme” ilkesi gereği, No Touch Lazer uygulaması her ne kadar güvenli ve konforlu olsa da bazı sistemik veya göz içi hastalıkları bulunan kişiler için kesinlikle kontrendikedir, yani uygulanması tıbben yasaktır.
Özellikle korneanın ilerleyici bir şekilde incelip sivrileştiği keratokonus hastalarında lazer işlemi mevcut dokuyu daha da zayıflatacağı için asla tercih edilmez.
Gözyaşı üretiminin klinik düzeyde yetersiz olduğu şiddetli kuru göz sendromuna sahip bireylerde, ameliyat sonrası yara iyileşmesi ciddi şekilde bozulacağı için bu tedaviden kaçınılmalıdır. Ayrıca hamilelik ve emzirme dönemindeki hormonal fırtınaların kornea kalınlığını ve kırıcılık derecesini geçici olarak değiştirmesi nedeniyle, anne adaylarının tedavi için bu fizyolojik sürecin bitmesini beklemesi bilimsel bir zorunluluktur.
Kontrolsüz diyabeti, aktif romatolojik (otoimmün) hastalıkları veya katarakt ile ilerlemiş glokom gibi eşlik eden başka patolojik göz problemleri olan hastalar da lazer masasına alınmaz.
No Touch Lazer Sonrası İyileşme Süreci
No Touch Lazer operasyonu sonrası iyileşme süreci, geleneksel flepli (kapakçıklı) yöntemlere kıyasla biraz daha fazla sabır gerektiren, ancak biyomekanik olarak korneanın en güvenli şekilde kendini onardığı fizyolojik bir dönemdir.
Lazer ışınları korneanın en dışındaki epitel tabakasını buharlaştırdığı için, bedenin bu tabakayı yeniden üretmesi ortalama üç ile beş gün sürer. Bu ilk yetmiş iki saatlik süreçte gözlerde yanma, batma, sulanma, yabancı cisim hissi ve ışığa karşı yoğun bir hassasiyet yaşanması, tıbbın beklediği ve hücresel iyileşmenin başladığını gösteren tamamen doğal bir reflekstir.
Gözün yüzeyine operasyon bitiminde yerleştirilen şeffaf bandaj lens, bu ilk günlerde korneayı bir kalkan gibi koruyarak hastanın konforunu artırır ve epitel tabakası tamamen kapandığında doktorunuz tarafından ağrısız bir şekilde çıkarılır.
Hastalar genellikle ilk haftanın sonunda günlük sosyal yaşantılarına dönecek kadar net bir görüşe kavuşsalar da, hedeflenen o cam gibi pürüzsüz ve keskin görüşün tam olarak oturması, korneadaki mikroskobik yeniden modellenme sürecinin tamamlandığı bir ile üç aylık bir zaman dilimine yayılmaktadır.
No Touch Lazer Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler
Operasyonun ardından hastanın evde sergileyeceği bakım disiplini, elde edilecek o keskin görüş kalitesinin en büyük mimarıdır.
İyileşmenin en kritik evresi olan ilk bir ay boyunca, göz kuruluğunu önlemek ve doku onarımını hızlandırmak için cerrahınızın reçete ettiği suni gözyaşı damlaları ile özel solüsyonlar, saatleri hiç aksatılmadan büyük bir titizlikle kullanılmalıdır.
Epitel dokusu yenilenirken gözler kesinlikle ovuşturulmamalı, sert kaşımalardan kaçınılmalı ve ilk bir hafta boyunca göz çevresine doğrudan şebeke suyu veya sabun temas ettirilmemelidir.
İyileşen taze kornea dokusunun güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına karşı aşırı hassas olduğu bu dönemde, açık havaya çıkıldığında hava bulutlu dahi olsa yüksek UV korumalı ve kaliteli bir güneş gözlüğü takmak, korneada kalıcı lekelenme riskini engelleyen en hayati medikal kalkandır.
Ayrıca enfeksiyon kapma ihtimalini sıfıra indirmek adına, ilk bir ay boyunca deniz, havuz veya hamam gibi toplu kullanım alanlarından kesinlikle uzak durulmalı ve göz makyajına cerrahın onay verdiği tarihe kadar ara verilmelidir.
No Touch Lazer Sonrası Olası Komplikasyonlar

Modern tıp teknolojisi komplikasyon oranlarını neredeyse sıfıra yaklaştırmış olsa da, her cerrahi müdahalede olduğu gibi No Touch Lazer işleminde de hastanın bilmesi ve hazırlıklı olması gereken bazı potansiyel biyolojik riskler bulunmaktadır.
En şeffaf şekilde belirtilmesi gereken durumların başında, tıp literatüründe “haze” olarak adlandırılan, korneanın iyileşirken şeffaflığını kaybedip hafif puslu bir doku oluşturması ihtimali gelir.
Ancak bu durum, doktor kontrolünde kullanılan kortizonlu damlalar ve düzenli UV korumasıyla büyük oranda önlenebilmektedir.
Ameliyat sonrası ilk birkaç ay boyunca gece görüşünde ışıkların etrafında haleler ve yansımalar (halo/glare) görülmesi veya geçici bir göz kuruluğu yaşanması, kornea yüzeyinin yeni formuna adaptasyon sürecinde karşılaşılan beklenen fizyolojik tepkilerdir.
Çok nadir durumlarda ise, hastanın doku iyileşme karakterine bağlı olarak hedeflenen sıfır numaraya tam olarak ulaşılamayarak hafif bir miyop veya astigmat kalıntısı yaşanabilir; böylesi bir senaryoda doku onarımı tamamen bittikten sonra, eğer kornea kalınlığı uygunsa küçük bir lazer rötuşu (enhancement) ile kalan numara güvenle silinebilmektedir.
No Touch Lazer Avantajları
No Touch Lazer teknolojisinin sunduğu en büyük medikal avantaj, göze hiçbir cerrahi aletin temas etmemesi sayesinde, kornea dokusunun biyomekanik direncinin diğer tüm lazer yöntemlerine oranla çok daha üst seviyede korunmasıdır.
Klasik lazer yöntemlerinde (LASIK) korneadan bir kapakçık (flap) kaldırılması zorunluluğu, özellikle ince korneaya sahip hastaların tedavi şansını elinden alırken; bu temassız yöntem, doku tasarrufu sağlayarak ince kornealı bireylerin de güvenle gözlüklerinden kurtulmasına olanak tanır.
Ayrıca gözde herhangi bir kesi hattı oluşturulmadığı için, operasyon sonrasında “kapakçık kayması” veya “kesi yeri enfeksiyonu” gibi riskler tamamen ortadan kalkar; bu da boks, karate veya profesyonel futbol gibi göze darbe alma ihtimali yüksek olan sporcular için bu yöntemi rakipsiz bir güvenlik kalkanı haline getirir.
Vakum halkası kullanılmadığı için göz içi basıncında ani artışlar yaşanmaz ve bu durum, retina hassasiyeti olan hastalar için çok daha huzurlu bir cerrahi süreç anlamına gelir.
No Touch Lazer Dezavantajları
Her ne kadar güvenlik ve uzun vadeli doku sağlığı açısından üstün olsa da, No Touch Lazer yönteminin hastalar tarafından bilinmesi gereken en temel dezavantajı, iyileşme sürecinin ilk birkaç gününün diğer yöntemlere göre biraz daha zahmetli geçmesidir.
Korneanın en dış tabakası olan epitelin lazerle buharlaştırılması nedeniyle, bu tabaka kendini tamamen yenileyene kadar geçen ilk yetmiş iki saatlik sürede yoğun batma, sulanma ve ışık hassasiyeti yaşanması kaçınılmaz bir fizyolojik süreçtir.
Ayrıca görsel keskinliğin tam olarak oturması, LASIK yönteminde olduğu gibi ertesi gün gerçekleşmez; net görüşün stabil hale gelmesi için birkaç haftalık bir doku adaptasyon süresi gerektirir.
Eğer hastanın çok acil bir şekilde ertesi gün işine dönmesi veya araç kullanması zorunluysa, bu yöntemin sunduğu o sabır isteyen iyileşme takvimi bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir.
Sonuç
Samsun No Touch Lazer, tıp teknolojisinin insan anatomisine en saygılı olduğu noktada durarak, gözlük ve kontakt lenslerin yarattığı kısıtlamaları saniyeler içinde tarihe gömen son derece ileri bir tedavi protokolüdür.
Göze hiçbir fiziksel müdahalede bulunulmadan sadece ışığın gücüyle gerçekleştirilen bu operasyon, hem kornea bütünlüğünü maksimum düzeyde korur hem de hastaya ömür boyu sürecek bir görme özgürlüğü armağan eder.
Başarılı bir sonucun anahtarı, sadece en yeni lazer cihazlarına sahip olmak değil; her hastanın kornea haritasını bir mimar titizliğiyle analiz eden ve süreci akademik bir disiplinle yöneten bir klinik tecrübeye güvenmektir.
Görme fonksiyonunuzu tesadüflere bırakmadan, bilimin en güncel verileri ve en güvenli lazer sistemleriyle geleceğe net bakmanızı sağlayan isimlerin başında ise bu süreci titizlikle yöneten Op. Dr. Özlem Beyazyıldız gelmektedir.